Reuters Enstitüsü Dijital Habercilik Raporu 2019

Her yıl dünyada habercilik alanındaki gelişmeleri ve yeni trendleri detaylı bir şekilde inceleyen Reuters Dijital Habercilik Raporu sekizinci defa yayınlandı. Raporda bu yıl önceki yıllara kıyasla, internet kullanıcılarının haber almak için daha kapalı ağlara ve özel mesajlaşma gruplarına yöneldiğine ve doğru ve güvenilir bilgi için git gide daha fazla kişinin dijital haberciliğe ödeme yapmasına dair ilk bulgular göze çarpıyor. Türkiye üzerine de bir bölüm ayrılan raporda, Türkiye’de medyanın durumu, yeni medya trendleri ve okurların habere erişim alışkanlıkları ele alınıyor.

(Orjinali: dokuz8HABER)

6 kıtada 38 ülkede 75 bin kişiyle yapılan anketler neticesinde oluşturulan rapor, küresel çapta yükselen popülizmin de etkisiyle haber kaynaklarının güvenilirliğinin de sorgulandığını gösteriyor. Raporun açılışında, dünya çapında kutuplaşmanın yanı sıra ayrıca küresel dijital şirketlerin etkisiyle mecralar arası etkinliğin de medya atmosferini etkilediğinden bahsediliyor. 2019’un ilk yarısında hem geleneksel hem de dijital medyada küçülmeye giden sektör öncülerine dikkat çekilirken aynı zamanda da çoğu zaman “tık avcılığı” da yapan partizan medya kuruluşlarının kutuplaşmadan faydalandığı görülüyor. Peki, 2019 yılında doğru, güvenilir ve teyit edilmiş bilgiye ulaşmanın yöntemi ve bedeli ne olacak?

ONLINE ÜCRETLİ HABER

Genel itibariyle haber mecralarına bakıldığında, dijitalleşmenin olanaklarıyla birlikte doğan mali yükü hafifletmek için ücretli üyelik ve okurların bağışlarına yöneldiklerini görmek mümkün. Fakat tüm çabalara rağmen, raporda yalnızca okurların küçük bir bölümünün haber son bir yılda ödemeye yapmaya başladığını fakat yine de bir artış trendi olduğunu gösteriyor. İskandinavya’da okurların üçte biri haber mecralarına ücretli üyelik başlatırken, ABD’de ise bu rakam yüzde 16 seviyesinde. Yüksek gelir seviyesine sahip ülkelerde dahi, üyeliklerin genellikle bir tek mecrayla sınırılı olduğu fakat tek seferlik bir bağıştansa düzenli ödeme seçeceğinin daha yaygınlaştığı da raporun bulguları arasında.

Rapor ayrıca haber mecralarında ücretli üyelik sisteminin gelişmemesiyle ilgili olarak “üyelik yorgunluğu” kavramını ortaya atıyor. Buna göre, sinema, TV, müzik gibi hizmetleri kişiselleştirilmiş ekranlarından takip etmek isteyen kullanıcıların cüzi miktarlar karşılığında düzenli üyeliklere yönlendirilmesinin ve her bir farklı mecra için yeni üyelik açılmasının kullanıcılarda yorgunluğa sebep olduğunu belirtiyor.

HABER TRENDLERİ

Raporda ayrıca dijital sosyal iletişim trendleri ele alınırken, yoğunluklu olarak kullanıcıların dünyanın en geniş katılımlı sosyal ağı olan Facebook’tan uzaklaşarak Whatsapp gibi daha kapalı devre çalışan ve Instagram gibi görselliği öne çıkaran mecralara yöneldiği ortaya çıkıyor. Haber paylaşımlarında da manşetlerden ziyade sosyal iletişim ve yorumların öne çıktığı görülüyor. Kapalı devre haberleşme gruplarının en yaygın olduğu ülkeler sırasıyla Brezilya (yüzde 53), Malezya (yüzde 50), Güney Afrika (yüzde 49) olarak sıralanırken, haberleşme için açık ya da kapalı Facebook gruplarına dahil olarak haberlerini buradan temin edenler arasında yüzde 29 ile Türkiye yer alıyor, onu hemen arkasında yüzde 22 ile Brezilya takip ediyor. Buna karşın Kanadalılar ve Avustralyalılarınsa yalnızca yüzde 7’si haberlerini sosyal medya gruplarından temin ediyor.

Raporda, kapalı devre yayınlar aracılığıyla kullanıcıların tanımadığı kaynaklardan temin ettiği haberlerin ayrıca yalan haberlerin yaygınlaşmasına etki edebileceği riskine de dikkat çekiliyor. Brezilya’da rapor için yapılan ankete katılanların yüzde 85’i dijital mecralarda karşılaştıkları bilginin güvenilirliğine şüpheyle yaklaştığını belirtirken bu rakam Birleşik Krallık’ta yüzde 70, ABD’de yüzde 67 fakat Almanya’da yüzde 38 ve Hollanda’da yüzde 31 seviyesinde.

Tüm ülkelerde yapılan çalışmanın sonucuna göre genel ortalamada haberlere olan güven önceki yıllara göre yüzde 2 seviyesinde bir azalma göstererek yüzde 42 seviyesinde kalırken, yüzde 49 ise kendi okudukları kaynağa güvendiğini belirtiyor. Aylardır Sarı Yelek protestolarıyla gündeme gelen Fransa’da medyaya olan güven 11 puanlık keskin bir düşüş göstererek yüzde 24 seviyesine inerken, arama sonucu bulunan haberler ve sosyal medyaya olan güven ise sabit kaldı.

Güvenilir kaynaklardan haber aldığını söyleyen kişiler ankete katılanların çeyreğini oluştururken, ABD’de bu rakam yüzde 40 oldu. Bir diğer çeyrek ise geçtiğimiz bir yılda, “şaibeli” haber kaynaklarını takip etmeyi bıraktığını belirtiyor. Raporun öne çıkardığı bir diğer olgu ise, haber merkezlerinin anlık haber duyurusundan ziyade, yorumcularla öne çıktığını gösteriyor. Okurların yüzde 62’si güncel gelişmelerden haberdar olmak için medyadan faydalanırken, yüzde 51 ise ne olduğunu anlamaya yardımcı olmadığından şikayetçi. Yine, okurların yalnızca yüzde 42’si medyanın güçlü ve zengin kişilerin hesap verebilirliğini sorguladığını söylüyor.

DİJİTAL MEDYA VE 2019’DA TÜRKİYE

Raporun Türkiye bölümü Servet Yanatma tarafından yazılmış ve bölüm, son bir yılda Doğan Medya’nın hükümete yakınlığıyla bilinen Demirören Holding’e satışı ile açılıyor. 2008’de Turkuvaz Medya’nın satışına benzetilen devrin sonucu olarak birçok gazeteci ve editörün işinden edildiğini, Doğan Medya’nın çok önceleri eleştirel bir mecra olmaktan uzaklaşmasına rağmen geçiş sonrası yayın politikasının hükümete daha yakın bir çizgiye taşındığını açıklıyor.

Türkiye’ye dair bahsi geçen bir diğer gelişme ise yazılı basında yer alan iki gazetenin (Habertürk ve Vatan) yayın hayatına yalnızca dijital olarak devam etme kararı alması oldu. Bu dönüşümün sebebi olarak da 2018’den bu yana değer kaybına uğrayan Türk Lirası ile ticari faaliyet gösteren basın kuruluşlarının, döviz gideri olan kağıt masrafı ve yükselen harcamalarına dayandırılıyor. Bunun haricinde olarak ayrıca artan masraflar ve dijitale kayan reklamların, basılı gazeteyi sürdürülebilirlikten uzaklaştırdığı da ekleniyor. Türkiye’de baskıya son veren ulusal ve yerel gazeteler haricinde, son bir yılda ayrıca birçok diğer gazete de sayfa sayısında azaltmaya gitti. Rapora göre 2013-2017 yılları arasında ülke çapında basılı gazete ve dergilerin toplam dağıtımı yüzde 33 azaldı ve bunun önümüzdeki yıllarda diğer gazeteler için de baskıdan vazgeçme ihtimalini güçlendirdiği öngörülüyor.

HABERE ERİŞİM

Türkiye’de internet kullanıcılarının habere erişmek için kullandıkları mecralar değerlendirildiğinde, çevrimiçi kaynaklar yüzde 87 ile birinci sırada yer alıyor. Onu yüzde 74 ile TV takip ederken, sosyal medyanın 2016 yılından bu yana süren düşüşü devam ediyor ve bu sene yüzde 59’la üçüncülüğünü koruyor. Basılı yayınlarınsa kullanımı yüzde 46 seviyesinde.
2015-2019 arasında habere erişim amacıyla kullanılan cihazlar değerlendirildiğinde, cep telefonu artık masaüstü bilgisayarı geride bırakmış görünüyor. Yüzde 71 oranında telefondan haber okuyan kullanıcılar, yalnızca yüzde 52 oranında bilgisayara yönelirken, tabletin payı ise yüzde 24’ten yüzde 27’ye yükselmiş.

Raporda ayrıca Türkiye’de en fazla takip edilen ve izlenen medya kanalları da listelenmiş bulunuyor. Buna göre TV, Radyo ve basılı yayınlarda yüzde 58’lik bir erişimle FOX TV Haber en popüler görünürken onu yüzde 44 ile CNN Türk ve yüzde 38 ile NTV takip ediyor. Beğeni endeksinde TV kanallarını ise yüzde 38 ile Sözcü ve Hürriyet gazeteleri takip ediyor.
Popüler olarak takip edilen dijital mecralara bakıldığında CNN Türk yüzde 40 erişimle birinci sırada yer alırken, yüzde 35 ile onu NTV takip ediyor. Hürriyet’in çevrimiçi yayını ise yüzde 33 ile üçüncü sırada.

TÜRKİYE’NİN EN POPÜLER MEDYA KURULUŞLARI

Ülkedeki en fazla takip edilen ve beğenilen medya kuruluşları olarak raporda eleştirel tavrıyla öne çıkan Sözcü ve Cumhuriyet bulunuyor; onları yabancı bir medya kuruluşu olan BBC servisi takip ediyor. Bağımsız özgürlük araştırmaları kuruluşu olan Freedom House raporunda Türkiye’nin özgür olmayan ülkeler kategorisinde yer alması ile karşılaştırıldığında, alternatif medyanın popülerliği ve sosyal medya tabanlı küçük medya kuruluşlarının önemi daha da göz önüne çarpıyor. Rapor, muhalefette bulunan siyasi partilerin medya erişiminin zayıflaması nedeniyle sosyal medyayı daha etkin kullanmak zorunda kaldığı ve özellikle seçim kampanyaları sürecinde sosyal medyanın büyük etkisi olduğunu da gösteriyor.

MEDYA ATMOSFERİ

Türkiye’de faaliyet gösteren medya kuruluşları ve sektöre yakın zamanda dahil olan kurumları değerlendirirken raporda yerelde doğan dijital mecraların çok kıymetli işler çıkarsa da henüz ana-akımlaşmadan uzak olduğu ve bununla birlikte düşük kapasiteye rağmen önemli haberleri öne çıkaran BBC, DW, Euronews gibi yabancı medya kuruluşlarının bulunduğunu da gösteriyor. Bununla birlikte, gündeme ek olarak Rusya kaynaklı Sputnik ve Birleşik Krallık kaynaklı Independent da Türkçe servis birimleriyle bu alanda yer alıyor.

TÜRKİYE MEDYASINDA DEZENFORMASYON

Uzun zamandır birçok akademisyenin dikkat çektiği siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın da medya üzerinde büyük etkisi olduğu görülüyor. Rapora göre bu kutuplaşma yalan haber ve dezenformasyonu da beraberinde getiriyor. Yankı havuzlarında yer alan bilgilerin, seçici bir okur tarafından inanılır görünen bilgilerle yayınlandığı bir çok mecra bulunuyor. Fakat, dezenformasyona karşı Türkiye’de teyit ve doğrulama mecralarının da yükselişinin görüldüğü raporda belirtiliyor.

DİĞER MECRALAR

Raporun Türkiye kısmında ayrıca kullanıcıların yöneldiği platformlar da belirtiliyor. Televizyonun halen toplumun büyük bir kesimi için önemli bir haber kaynağı olarak görüldüğü Türkiye’de yeni mecralar yükseliş gösteriyor. Buna göre podcastler gittikçe popülaritesini artırırken, yalnızca haber değil birçok farklı alanda daha sık karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte kapalı devre mesajlaşma uygulamalarının haber maksadıyla kullanılmasının yaygınlığı ise yalnızca hükümetin medya üzerindeki baskı ve kontrolüne dayandırılamayacağı çünkü hükümet taraftarı kişilerin de bu mecralara yöneldiği de belirtiliyor.

BASINA GÜVEN

Son yıllarda haber mecralarının güvenilirliği konusunda tartışmalar yaşanırken, geçtiğimiz bir yılda Türkiye’de basına olan güven seviyesi 8 puan birden yükseldi. Güvenilir kaynaklar arasında en yukarıda TV mecrasında FOX ve NTV bulunurken, basılı yayınlarda ise bu Cumhuriyet ve Sözcü olarak göze çarpıyor. Bunun yanı sıra, hükümete yakınlığıyla bilinen gazeteler ise genel itibariyle daha düşük seviyelerde güvenilirliğe sahip olunsa bile, hükümeti destekleyen kişilerden büyük bir güven desteği görüyorlar.

TÜRKİYE’DE DİJİTAL MEDYA MECRALARI

Haber okurlarının yüzde 60’ının haberi mesaj ya da sosyal paylaşım yoluyla diğer kullanıcılara ilettiği ve yüzde 45’inin de haber mecralarında yorum yaparak haberin kaynağıyla etkileşime girdiği Türkiye’de, geçtiğimiz yıl boyunca en popüler sosyal mecra YouTube olarak kaydedildi ve video içeriğin yükselişinin devam ettiğini gösterdi. Rapora göre, Türkiye’de YouTube kullananlar toplam kullanıcıların yüzde 76’sını oluşturuyor ve bunun yüzde 49’u da mecrayı haber kaynağı olarak kullanıyor. Bu rakam geçtiğimiz yıl YouTube’u haber kaynağı olarak kullananlara kıyasla 8 puan daha yukarıda; ve sosyal video mecrasını en popüler haber alanı olarak öne çıkarıyor.

YouTube’u hemen yakın bir şekilde birincilikten düşen Facebook takip ediyor; geçtiğimiz yıla kıyasla 4 puan düşüş yaşayan Facebook’u kullanıcıların yüzde 47’si haber kaynaklarına erişmek için takip ederken mecranın tüm erişimi ise yüzde 71 olarak kaydediliyor. Farklı mecralarda haber takibinin önemi kullanıcıların yüzde 74’ünün erişimi olan Whatsapp’ta da görülebilir; yine geçtiğimiz yıla göre 3 puan yükselişle internet kullanıcılarının yüzde 33’ü haber almak için Whatsapp’ı da kullanıyor.

Türkiye’de yılın en büyük yükselişini ise Instagram yaşadı. Geçtiğimiz yıla göre 9 puanlık bir artış gören Instagram kullanıcıların yüzde 33’ü tarafından habere erişmek için kullanılırken genel toplumun erişimi ise yüzde 64 seviyesinde. Bununla birlikte birçok gazeteci ve yazarın kullandığı Twitter’ın toplumda erişimi yüzde 49 seviyesinde kaydedilirken, habere erişmek için bu mecrayı kullananların sayısında önceki yıla göre 2 puanlık bir düşüş var ve o da yüzde 33’lük seviye ile Whatsapp ve Instagram kadar toplumda habere ulaşma mecrası olarak görülüyor.

Advertisements
Posted in Digital, media freedom, Social Media, Turkey | Leave a comment

Normandiya Çıkartması’nın 75. yıldönümünde Rusya davet edilmedi

İnsanlık tarihinin en büyük bütünleşik kara, hava ve deniz operasyonu olan Normandiya Çıkartması’nın 75. yıldönümü için Batı dünyasının liderleri, yüzlerce 2. Dünya Savaşı gazisi ve genç nesillerden temsilciler Fransa’da bir araya geldi. 6 Haziran 1944 tarihinde 156 bin kişilik bir kuvvetle başlatılan müttefik saldırısı, Avrupa’daki Nazi istilasının geriletilmesinde büyük rol oynamıştı.

Fransa’da aşırı sağ Milli Cephe lideri Marine Le Pen, 2. Dünya Savaşı için kritik öneme sahip olan Normandiya Çıkartması’nın 75. yıldönümünde, müttefik ülke liderlerinin ve Almanya Şansölyesi Merkel’in bulunduğu anmaya Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in çağırılmamasını eleştirdi.

Le Pen, “Büyük bir ihtimalle savaş zamanında Rusya olmadan bir zafer mümkün olamazdı, siyaset ve tarih birbirine karıştırılmamalı. Bizim amacımız herkese Rusya’nın önemini hatırlatmak” dedi.

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, 2014 yılında davet edildiği Normandiya Çıkartması’nın bu sene düzenlenen 75. yıl anmasına davet edilmemesi üzerine “Rusya’da yapılacak çok fazla işimiz var ve gündemimiz yoğun. Davet edilmemek sorun teşkil etmiyor” açıklamasında bulundu.

6 Haziran 1944’te müttefik birlikleri Normandiya sahiline çıkartma yaparak Avrupa’da Nazi istilasına karşı başarılı bir operasyon başlatmıştı. Bununla birlikte Sovyetler Birliği’nin doğu cephesinde Nazilere karşı direnişi ve saldırıları da Avrupa için belirleyici olmuştu. Fransa’da geçtiğimiz yıl yapılan bir ankete göre, genç Fransızların yüzde 54’ü Nazilerin ABD tarafından yüzde 23’ünün ise Sovyetler Birliği tarafından mağlup edildiğini düşündüğünü ortaya koyuyor. Aynı anket 1945 yılında yapıldığında ABD için yüzde 20, Sovyetler Birliği için ise yüzde 57 rakamları öne çıkıyordu.

Araştırmacılar, her geçen yılda 2. Dünya Savaşı algısındaki değişimi ABD’nin Hollywood üzerinden sinema kültürü ile yeniden yarattığı imajının etkili olduğunu öne sürüyor.

Posted in Europe | Tagged , , , , | Leave a comment

Avrupa’da yeni aşırı sağ ittifak: Avrupa Halklar ve Milletler İttifakı

Avrupa’da aşırı sağın 4. evresi, İtalya’da yükseliyor. 1980lerden bu yana öncülüğü bırakmamış olan Fransız “Milli Cephe” hareketi de İtalya içişleri bakanı ve başbakan yardımcısı Matteo Salvini’nin yeni oluşturduğu Avrupa Halklar ve Milletler İttifakı’na katıldı.

Nisan ayının başında Salvini, partisi Kuzey Birliği öncülüğünde “Milan Manifestosu: Aklıselim bir Avrupa Yolunda” başlığıyla açıklanan yeni aşırı sağ ittifakı açıklamış ve 20 ülkeden temsilcileri de bu ittifaka katılmaya davet etmişti.

Yeni kurulan bu aşırı sağ ittifakın amacı Avrupa Birliği ve göçmen karşıtı, populist siyasi partileri ve diğer hareketleri, Mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlementosu seçimleri öncesinde bir araya getirerek yeni mecliste bütünleşme karşıtlarının etkinliğini artırmak.

Salvini’nin kurmuş olduğu aşırı sağ ittifak ilk aşamada  Almanya için Alternatif, Avusturya Özgürlük Partisi, Danimarka Halk Partisi, Finlandiya Finler Partisi ve Estonya Muhafazakar Halk Partisi’nin desteğini aldı.

751 sandalyeli Avrupa Parlementosunda şu an aşırı sağ muhafazakar ve milliyetçi partilerin Avrupa Muhafazakarlar & Reformcular grubu altında 70 temsilcisi bulunuyor. Bu grubun yeni ittifaka katılmadığı durumda küçüleceği beklenirken, ittifakın ise 84 vekil alacağı tahminleri yürütülüyor.

Avrupa Parlamentosundaki bir diğer aşırı sağ blok ise Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Avrupası hareketi; onun da 48 milletvekili bulunuyor ve bunların yarısının yeni kurulan ittifak altında seçileceği tahmin ediliyor.

İttifak’ın söylemleri çok tanıdık görünüyor; “Make Europe Great Again” ile başlayıp, Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’i palyaçoya ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel’i cadıya benzeterek devam ediyor konuşmalar; “AB’de yurtsever devrim” talepleri dile getiriliyor.

İtalyan aşırı sağcılarına sorulduğunda ise “Roma İmparatorluğu Avrupa’yı iki bin yıllık bir etkiyle yönetti, şimdi Avrupa’yı yeniden kurma zamanı” diyorlar, neo-romantik bir antik zaman özlemiyle…

Geleneksel olarak aşırı sağ gruplara liderlik etmiş olan Fransız Milli Cephe partisi, geçtiğimiz günlerde Le Pen’in “Frexit” ihtimaline mesafeli olduğunu ve Avrupa’yı içeriden dönüştürme fikrine yaklaştığını açıklamasının ardından yeni ittifaka katıldı.

Tüm aşırı sağ partilerin Avrupa Parlamentosu içindeki muhtemel ağırlığı düşünülürse yüzde 23 alması beklenen grup Avrupa’nın ikinci büyük parti grubu olabilir. Aşırı sağın dile getirdiği konuları dikkate almadan siyaset yapan bütünleşmeci merkez partilerin de bunda etkisi büyük.

Önceki dönemlerden farklı olarak, Avrupa’da aşırı sağın liderliğini ilk defa bir hükümet partisi üstlendi; bunun şüphesiz bir etkisi olacaktır grubun ne kadar faal olabileceği konusunda. Elindeki olanakları mutlaka kullanacaktır Salvini ve partisi Lega Nord.

Önceki dönemlerde aşırı sağ partiler arası oluşturulmaya çalışılan ittifaklar genellikle bünyesindeki siyasi partilerin her durum ve koşulda Avrupa’yı suçlayarak kendi “yerli ve milli” meselelerine odaklanması nedeniyle etkisini yitirmişti.

Salvini’nin ve diğer sağ parti liderlerinin çıkarcı tutumunun da benzeri bir noktaya evrilmeyeceğine dair pek bir emare yok henüz; bu nedenle bir ihtimal yine Avrupa gündeminden uzaklaşıp kendi ulusal meselelerine dönebilirler.

Avrupa’nın aşırı sağcıları ilk defa kıta çapında örgütlü bir halde hareket edip bu düzeyde ses getirebiliyorlar; daha önce “bağımsız radikaller” olarak ilerleyen ve gündemlerini birbirleriyle bütünleştirememiş milliyetçi & muhafazakar girişimler gibi görünüyorlardı.

Posted in Europe, Far Right, Nationalism, Radical Right | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Polls on Turkey’s Municipal Elections in 2019

AKP chair & President Erdoğan answered journalists’ questions on public broadcaster TRT, “I think all polling agencies will declare bankruptcy. They give us such irrelevant numbers that they can not find the results right.”
PIAR Polling Agency announced their predictions for Istanbul, Ankara, Izmir, Antalya, Aydın ahead of upcoming municipal elections based on CATI with 11.445 people with a fault margin of 2.1%:
Istanbul
CHP 50.3%
AKP 48.2%
Ankara
CHP 54.4%
AKP 43,2%
Izmir
CHP 63.1%
AKP 35.6%
Antalya
CHP 52.7%
AKP 45.3%
Adana
MHP 53.3%
CHP 45.5%
Aydın
CHP 60.4%
AKP 37.4%
While according to this poll, governing alliance seems to be winning only in Adana and that is under MHP with AKP losing everywhere among all other target cities which seems like an attempt to mobilize AKP voters to go to polls despite calls from former AKP supporting journalists not to cast a ballot in this election as the party has been ignoring the warnings from their voter-base in the last few years. The polling agency’s justification for the numbers say “undecided AKP voters hold the decision in their hands; if they go to polls and cast a vote, AKP could win and remain in power”. In Izmir and Ankara justifications, the agency notes that CHP will enjoy a comfortable victory, with support of even AKP voters.
EMAX Polling also announced findings of a poll conducted through CATI in 34 provinces; here are some of the results:
Adana
MHP 49.5
CHP 48.7
Adıyaman
AKP 48.2
Saadet Party 35.1
Ağrı
HDP 53.5
AKP 45.6
Ankara
AKP 49.2
CHP 48.8
Antalya
AKP 49.8
CHP 48.6
Ardahan
AKP 44.8
CHP 37.1
IYI Party 16
Balıkesir
AKP 49.1
IYI Party 48.6
Bingöl
AKP 52.5
HDP 34.8
Bitlis
AKP 52.1
HDP 46.2
Bursa
AKP 49
CHP 48.8
Denizli
AKP 49.6
IYI Party 48.5
Diyarbakır
HDP 56.2
AKP 37.7
Elazığ
AKP 50.2
MHP 30.4
IYI Party 17
Erzincan
AKP 48.1
MHP 27.5
CHP 22.4
Erzurum
AKP 67.2
IYI Party 30.5
Eskişehir
CHP 50.2
AKP 47.9
Gaziantep
AKP 51
DSP 28.3
IYI Party 17.7
Hatay
AKP 50.1
CHP 48.8
Iğdır
MHP 50.9
HDP 48.3
Istanbul
AKP 50.7
CHP 47.2
Izmir
CHP 55.6
AKP 42.1
Manisa
MHP 49.1
IYI Party 47.9
Mersin
MHP 39.6
CHP 38.5
DP 20.6
Muş
AKP 53.8
HDP 44.2
Şanlıurfa
AKP 55.2
Saadet Party 43.8
Tunceli
HDP 36.9
TKP 30.2
CHP 22.1
MEDIAR Polling announced findings of their most recent predictions too:
Istanbul
AKP 46.12
CHP 43.36
Undecided 9.42
-37% of undecided are AKP voters with 10% CHP
Ankara
CHP 45
AKP 42.8
Undecided 10.24
-34% of undecided are AKP voters with 4% CHP
Izmir
CHP 56.2
AKP 37.9
Undecided 3.9
-32.9% of undecided are AKP voters with 18% CHP
Bursa
CHP 45.1
AKP 44.7
Undecided 8.8
– 50% of undecided are AKP voters with 4.6% CHP
Antalya
CHP 45.5
AKP 44.9
Undecided 8.46
-29.9% of undecided are AKP voters with 20% CHP
Posted in Turkey, Uncategorized | Tagged , | Leave a comment

European Union still a priority for Turkey: 4th Reform Action Group Meeting concludes

Will Turkey’s strained EU relations turn to a new phase after the 4th Reform Action Group Meeting? Ministers from Turkish cabinet have announced an optimistic vision for relations with the union.

(Original on dokuz8NEWS)

Turkey’s ambitions to become a full member of the European Union had been increased in early 2000s with the governing Justice & Development Party announcing that their will strive for full membership; however in the past decade the relationship between the union and Turkey has been deteriorating. Since freezing of the accession negotiation talks in 2017, it has been a matter of curiosity.

President of France, Emmanuel Macron had said in a meeting of French ambassadors in Paris  that Turkey’s EU ambitions should be questioned as “President Erdoğan’s Turkey is not the same Turkey as that of Atatürk’s. Turkish president is repeatedly confirming his Euroskeptical pan-Islamist agenda everyday. Are we still sincerely going to talk about Turkey’s potential EU membership? We should instead establish a strategic partnership with Turkey rather than full membership to the European Union.”

French president’s statement had been met with reaction by the Turkish Ministry of Foreign Affairs. Today four minister of the Turkish cabinet have announced willingness to restart EU process with a fresh spirit at the 4th Reform Action Group Meeting which has been held at the Ministry of Foreign Affairs European Union Directorate where the minister Mevlüt Çavuşoğlu let the meeting with participation of Minister of Justice Abdülhamit Gül, Minister of Treasury & Finance Berat Albayrak and Minister of Interior Süleyman Soylu.

MINISTERS SPOKE AFTER THE MEETING

After the meeting a press conference has been held and the Minister of Foreign Affairs Çavuşoğlu said “we have dialogue meetings with the EU officials, we will restart these meetings. Whether we become members of the EU or not, it has always been a priority for our government. We have agreed to speed up reform process. We will take faster steps with less bureaucracy. We are also planning to closely cooperate with the Council of Europe. We will focus on matters where we can get results, such as restarting Customs Union negotiations and visa liberalization talks.”

After Çavuşoğlu, Minister of Justice Abdülhamit Gül has said “we have taken a decision to implement the reforms in Turkey, put down chapters 23 and 24 separately on the table. We will start applying the target schedules in judiciary as of Monday. We will continue extensive dialogue with the EU; we will improve conditions for the human rights and liberties in Turkey.” Gül also announced that the AKP government had had reservations regarding human rights but these reservations have now completely been lifted; announcing that the EU representatives have also been notified of this development.

Minister of Treasury & Finance Berat Albayrak took the floor following Gül saying “as of yesterday we have restructured 60 Billion Turkish Liras worth of debt belonging to 5.5 million tax-payers, and this shows that there is a successful process going on here. The statements targeting our economy have raised tension in Turkey; Europe has responded very well in line with alliance spirit after political attacks targeted our economy. We have seen that this process could not possibly be explained with Turkey’s economic situation alone.” Albayrak continued his speech announcing that in the coming week he would visit France and the week after United Kingdom, to be followed by Germany the following week. Albayrak also announced that another major country will soon be visited, but the dates would be announced after confirmation.

WAR AGAINST TERROR MARKS THE EU MESSAGE

DlxfhqHW0AIkfq7-768x579Minister of Interior Süleyman Soylu finally came up and said “Turkey has been loyal to March 18 agreement; we do know that neither Turkey is the old Turkey, nor Europe is the old Europe. This meeting verifies our country’s willingness for reform. There has been a positive spirit in the meeting. Turkey on the one hand has been trying to fulfill the criteria for EU and on the other hand continue a war against terror which is also in line with EU’s security prospects.” Minister Soylu also stated that there are heavily armed special-ops wandering on streets of London, comparing the situation to Turkey “21st century is dictating certain things to us”.

Although during their speeches ministers have all uttered the significance of restarting EU process for the Turkish government, only the Minister of Justice Abdülhamit Gül has uttered the words “human rights,” “liberty,” and “judiciary” while Minister of Interior Süleyman Soylu has mentioned “war against terror” 5 times and only said “reform” once.

Posted in AKP, Europe, Europeanization, Turkey | Tagged , , , | Leave a comment

“Avoid Social Media” says Religious Affairs Directorate

Turkish Directorate of Religious Affairs has called on citizens to avoid using social media and indulge in “fasting on online relations during Ramadan” when majority of muslims in Turkey will be fasting from dawn till sunset.Turkish Directorate of Religious Affairs called for citizens to spend time with families instead of engaging in conversations & activities on social media.

This is in fact a development I would interpret within the framework of the upcoming elections. While government has almost absolute control on conventional media and the sole platform where critical voices can be heard is social media, combined with the rising tide of TAMAM movement online in the last few days, I consider this as an attempt to prevent non-governmental voices from reaching larger parts of the society.

Information & Communications Technology Authority’s chairperson Ömer Fatih Sayan has given an interview to Haberjtürk explaining that Facebook is ‘more’ innocent than Twitter. Sayan said “for the moment being we are just warning, but if we detect any kind of manipulation, we are ready to do whatever it takes, till the end.”

Sayan has also stated that Facebook has taken necessary steps in Turkey, and also clarified that they have active channels of communication with Facebook representatives, further explaining that Facebook is currently in process of adjusting to Turkish legislation. Sayan further said “Twitter is deliberately running from us, allowing manipulation through bot accounts” implying the government’s claims that TAMAM was a social media operation with foreign roots, while analysis of trending topic reveals actual persons behind tweets.

“We will block access to Twitter if necessary, if the Supreme Board of Elections asks us to prevent manipulation; but we do not want to be on the agenda with such an action. We have also issued an order to GSM operators, and our special teams to intervene in national cyber-threats will be ready 7/24” Sayan further stated.

However, I also do not think that the threats of blocking access or calls to not use social media will be taken too seriously by the recipients of this message. The main reason behind this statement is, despite Islamification through hands of the state has been on a raging wave in the last 15 years, as Dr. Volkan Ertit has also been stating for several years, secularisation at the social level has been spreading much stronger than government policies.

Posted in AKP, Social Media | Tagged , | Leave a comment

Hunger strike & oath of silence in solidarity with imprisoned trans LGBTI+ activist Diren Coşkun

On day 20 of trans LGBTI+ activist Diren Coşkun’s “indefinite hunger strike”, her friend and one of the organisers of Istanbul Pride Irmak Keskin had started a 3-day hunger strike and taken an oath of silence. Today is the second day of strike, and the interview conducted with her prior to her starting the strike (on February 12, 2018) is today published on dokuz8NEWS. In order not to divert attention from Diren Coşkun, Irmak Keskin has requested her images not to be shown, but instead images and illustration featuring Diren.

(Original on dokuz8NEWS)

 

Can you please introduce yourself ?
Irmak is a plain person who has participated in various rights-struggles over the years. A simple person who has joined in a solidarity action for the primary subject, Diren.

What was your motivation in starting a 3-day hunger strike and taking an oath of silence?

Diren Coşkun

Diren is not the only trans-inmate in prisons. What she is going through is experienced by many LGBTI+ and vegan prisoners. In fact her resistance and outcry might seem about herself but the earnings of this struggle will open new doors for many prisoners. While there are other options outside the bars and starting hunger strike is a debatable action, but the news we receive of Diren point to her feeling forsaken. For that reason the methods and practicalities can be debatable yet this is a way of showing her that she is not alone nor forsaken. This action in truth is not just for Diren either. She is just one person who suffers this violence and the outcry holds multiple people within.

What is oath of silence? What caused you to take it?
Oath of silence is a passive resistance. It is a way of silent, non-reactive and tacit action against those staying listless seeing Diren. Homo-Sapiens’ survival possibility increases as long as they stick together; and can co-exist through communication. Especially in the modern & post-modern world, where a person feels connected to everyone and have possibility of communication with all, and when “unconnectedness” is cause for panic, it feels like standing still quietly in silence in front of the people is the best kind of answer. My oath of silence also covers all kinds of written and verbal communication, sign language and other methods of interaction.

What impact do you expect your action to have?
None of us think this process is going to cause miracles immediately, but we do expect Diren’s basic needs to be considered and answered to begin with, through raising more voices and spreading reactions in society.

What would you add as a final remark?
I wish for a process that will increase and expand the level of hope for all of us, with many earnings.

 

*This interview has been conducted the day before Irmak Keskin started her 3-day hunger strike and took oath of silence, on February 12, 2018.

Posted in LGBTI, Turkey | Tagged , , , , | Leave a comment

Hunger strikes spread in solidarity with imprisoned trans-activist Diren Coşkun

Imprisoned trans LGBTI+ activist Diren Coşkun’s friends have started joining in hunger strike in order for Diren to be granted basic demands regarding treatment in prison. On day 20 of Diren Coşkun’s “indefinite hunger strike” and day 8 of Kıvılcım Arat’s hunger strike, Irmak Keskin has also joined in for a 3 day hunger strike.

(Original on dokuz8NEWS)

Trans LGBTI+ activist Diren Coşkun had been arrested due to conclusive prison sentence for a court case that accused her of “membership to terror organisation” and “propagating terror” on August 14, 2017 at the Diyarbakır Courthouse, where she had gone for a bureaucratic procedure and got detained at random ID controls.

SOLITARY CONFINEMENT FOR TRANS INMATE DİREN COŞKUN

Diren Coşkun

Diren Coşkun’s LGBTI+ organisation Keskesor had announced that as she refused to be put in the men’s prison, she had been kept in solitary confinement cell in Diyarbakır T Type Prison. Moreover, Keskesor had also announced that while Diren had been harassed by gendarme soldiers on her way to prison, the prison guards had treated her kindly and addressed her as Ms. Diren, her name of choice, and not the one on her male-ID card.

HUNGER STRIKE FOR VEGAN DIET, SURGERY AND AGAINST SOLITARY CONFINEMENT

Later when Diren was transferred to Tekirdağ Prison, she was placed in a single cell which is called “coffin-room” among inmates, her friend Kıvılcım Arat announced on January 30, 2018. Arat also added that due to denial of basic demands such as release from solitary confinement, removal of blocking an approved surgery and being allowed vegan-diet in prison, Diren Coşkun had started “indefinite hunger strike” as of January 25th.

DIREN’S FRIENDS ALSO JOINED THE HUNGER STRIKE

On day 12 of Diren Coşkun’s hunger strike, her friend Kıvılcım Arat who is also a spokesperson for LGBTI+ movement in Istanbul, has announced that she is also starting hunger strike in support & solidarity of her imprisoned friend. Arat has announced “as long as we tolerate a life slipping away before us, we will be responsible for death” and called for extensive solidarity for meeting Diren’s demands.

Kıvılcım Arat / LGBTI+ Istanbul Spokesperson

These demands are not so big as to harm the political authority or undermine the government. She is vegan and is being denied a proper diet. For months, she was given only boiled potatoes and tomatoes. Diren is calling for a basic and humane demand. I only want people to show some sympathy. Has anyone ever starved for 15 days just to see a doctor? All should consider that. When someone goes to get a medical examination they get exhausted, and there is a person who has been starving herself to death for 15 days, just to get treatment.

 

HUNGER STRIKE & OATH OF SILENCE

Irmak Keskin, one of the organizers of Istanbul Pride has announced that on February 13, she would also start a 3-day solidarity “hunger strike in silence” to draw attention to Diren’s demands. On her social media profiles, Irmak Keskin announced “against all odds and all those remaining in silence towards this, I will renounce my existence in a way and I will take an oath of silence and have no written or verbal communication throughout my 3-day hunger strike.” Keskin also reiterated that her strike is to not only draw attention to basic needs and demands of Diren Coşkun, but also to raise awareness regarding all LGBTI+ inmates that are being treated inhumanely in prisons.

HUMAN RIGHTS ASSOCIATION CLOSELY MONITORS DIREN

Long term human rights defender, former chairperson of Human Rights Association Istanbul Branch, Eren Keskin has visited Diren Coşkun in prison and stated that she had started hunger strike as a final resort, as she has been denied her basic demands and even her right to be transferred to an open-prison. Lawyer Keskin quotes Diren saying “I do not trust this system, I have lost all faith in the system and thus started indefinite hunger strike.” Lawyer Keskin also adds that Diren has been utterly disturbed by male prison guards searching her, especially when they touch her.

Lawyer Keskin also notes that she has tried to convince Diren against starting such a hunger strike, yet Diren continues living on water and sugar only. Lawyer Keskin observes Diren’s condition being psychologically and physically weakened but dedicated, wishing to see social solidarity. Lawyer Keskin finally notes that Human Rights Association’s Commission against Racism & Discrimination will closely monitor Diren’s condition.

 

Posted in LGBTI, Turkey | Tagged , , , , , | Leave a comment

Banned theatrical play ‘Just a Dictator’ live-reading took place in Turkey

Actor Barış Atay’s one-man play “Just a Dictator” had been banned prior to its staging in Artvin on January 9, and across Turkey on January 24. Despite the increasing pressure, Acting Union, actors, theatre-houses are reclaiming the play, and conducting live-reading in numerous locations.

(Original on dokuz8NEWS)

The one-man theatrical play “Just a Dictator” was written by Onur Orhan, and staged by actor Barış Atay. The play has been staged since 2015, mostly in Istanbul’s Kadıköy and received joyous support from viewers who were energised after the play. Play asks the question “who is going to win in the end” and brings the question of social criticism forward.

‘Just a Dictator’ Poster

On January 9th 2018, the play was deemed as “undesirable” by the provincial governorship of Artvin, a city on the Northeastern Turkey. Only a couple of days after the initial cancellation of permits and later banishment of the play in Artvin, the home-stage of the play in Istanbul’s Kadıköy has been visited by police.

Theatre houses in Istanbul’s Kadıköy criticised the police visits stating that they are being pressured not to stage the play on January 12th. Three days later, main opposition Republican People’s Party CHP’s Istanbul deputy Sezgin Tanrıkulu filed a parliamentary question asking if actor Barış Atay’s one-man show “Just a Dictator” had been banned with governing Justice & Development Party AKP’s orders.

Before this question was answered, the home-stage of the play, Emek (Labour) Theatre House was surrounded by police forces, to prevent illegal and unpermitted staging of the play. Actor Atay reacted against the police siege around the theatre house and also criticised the next door pizzeria for filing complaint to the police that the stage has a back-door which might be used for bringing in viewers and actors.

Acting Union came forth and criticised the banishment of the play across Turkey, with a written statement which reiterated that actors are faced with an “all-out-censorship” that targets all kinds of cultural activities, on January 24.

On January 26, a call had been made for live-reading of the play “Just a Dictator” in numerous locations, on the evening of January 29th at 8.30 local time. ‘Do not Touch my Theatre Platform’ which is the organising committee of the civil disobedience action as live-reading of a banned play, has announced that they have received more than 2.000 requests for the script, which caused their e-mail servers to collapse, and they have uploaded the text online.

On the evening of the live-reading, several online radio stations have live-broadcasted the readings from several locations, while many actors have been present in various locations reading for their audience.

Actor Barış Atay’s twitter account has been suspended by Twitter during a live-streaming of his banned one-man show “Just a Dictator” and no further explanation has been announced yet.

Posted in AKP, Istanbul, literature, Social Media, Turkey | Tagged , , , , , | Leave a comment

January 10 Working Journalists’ Day observed in Turkey

January 10 has been celebrated in Turkey as the Festival of Working Journalists between 1961-1971. The day has been renamed as “January 10 Working Journalists’ Day” in 1971 after several rights of the journalists have been revoked by Military Coup Council.

(Original on dokuz8NEWS)

On January 4, 1961 the legislation regulating the rights of journalists under the Bill 212 has been published in the Official Gazette allowing certain rights and legal protection to journalists in Turkey. The week following, on January 10 became the Festival of Working Journalists in commemoration of journalists’ solidarity that emerged out of this legislation.

Nine media owners who reacted against the obligations and liability that emerged with the Bill 212 had protested the “Press Bill” and refused to print newspapers for three days. Journalists who refused to be silenced by media owners’ decision, agreed to print their own newspaper. On January 10 journalists staged a rally to reclaim their rights and press freedom, printed their own newspaper under the title of PRESS (BASIN) on January 11, 12, 13, 1961.

January 10 had been observed as the Festival of Working Journalists for the following decade until March 12, 1971 military coup. The coup council renamed the day as January 10 Working Journalists’ Day.

On Working Journalists’ Day, many journalists have shared messages on social media with a hashtag that said “We are not celebrating” reminding everyone over 150 journalists in prison and thousands of journalists who have been disemployed due to political pressure.

Posted in media freedom, Social Media, Surveillance State, Turkey | Tagged , , , | Leave a comment