Cadde boyu travestik, kaotik bir yığın: ISTIKLAL

Dünya kültürünün can alıcı noktalarından birisi, her tür görüşün de taksim edildiği alan Taksim. Istiklal Caddesi boyunca aşağıya doğru yürümek istediğinizde çok çarpıcı görüntülerle karşılaşırsınız. Her defasında insanı şaşırtır gördükleri. Fakat şu an yaşadığımız anda İstiklal’in aldığı hal artık bu bölgenin kültür adına ne hale geldiğini gözler önüne seriyor. Protestolar, şirketler, sokak müzisyenleri, Shopping Fest, TKP, marjinal bireyler ve tabii ki çevik kuvvet…
Daha meydandan caddeye doğru adım atarken çevik kuvvet ekiplerinin yoğunluğu dikkat çekiyor. Zırhları, tüfekleri, copları, biber gazlarıyla tam teçhizat herhangi bir olayın çıkması ihtimaline karşın hazır bekliyor, korku salıyorlar varlıklarıyla. Güven vermeleri gereken noktada bekliyorlar, nöbet değişimi ve olup da dinlenmeye çekilmeyi…

Protesto-reklam
Polis noktasını geçip cadde başına gelindiğinde bir protestocular güruhu karşılıyor insanı. Slogan atan bin kadar genç yürüyor. Ve hemen yanlarında broşür dağıtan aynı yaşlarda başka insanlar. İç içe geçmiş vaziyetteler. Protesto bildirisi ve tanıtım broşürleri aynı boyutta.
Yoğun kalabalığın içinden geçerek yürümeye devam edebilirseniz onlarca başka tanıtım broşürü, üstlerine firmaların maskotları giydirilmiş, sırtlarına panolar yerleştirilmiş “reklam reklam” şeklinde gözünüzün içine giren gençler. Bir yandan da bağırarak solcu gazeteler satmaya çalışan devrimciler.
Protestoların, başkaldırının, sokak kültürünün şirketlerin tanıtım kanallarıyla iç içe geçtiği ahenkli bir ortam değil burası. Burası bir travestinin göbeği. Karmakarışık bir kirlilik. İstiklal’in orta yerindeki alışveriş merkezinin önünden geçersiniz, ve gümbür gümbür müziğin içine bir ezan sesi karışır. Aynı anda başka bir protesto güruhu sarar her yanınızı, ardından yeni bir broşür dalgası.

Sokakta müzik
İstiklal’de son yıllarda gittikçe sayıları artan sokak müzisyenleri de bu travestiden payını alır, ya da alamaz. Onların dinleyici kitlesi artık sağırlaşmaya başladı. Bangır bangır festival müziği, şirketlerin tanıtım amacıyla hazırladıkları etkinliklerin arasında sesleri duyulmadan fısıltıya karışıyor bugün.
Sokak müziğinde esas olanın mekanda bir mesafe olduğunu unutmamak gerek. Dinleyici ve müzisyen arasındaki mesafe kapatıldığı zaman ya da fazla açıldığı zaman hiçbir etkisi kalmaz. Bu mekan içine dışarıdan bir tecavüz olması durumundaysa tamamen yok olur. Kalabalığın kendini bile duyamadığı yerde müzisyen elinden geleni yaptığı halde dinleyici bulamıyor artık.
Galatasaray Meydanı
Yıllardır yoğun bir şekilde protestoların, siyasi tepkilerin başladığı ya da en güçlü sese kavuştuğu yer olan Galatasaray Meydanı bugün alışveriş çılgınlığı ve tüketim toplumu yaratma hayalleriyle yanıp tutuşan şirketlerin istilası altında. Her tarafı reklamlarla kapatılan güzel Galatasaray Lisesi mimarisi gürültü ve kalabalık sayesinde gölgeleniyor.
Televizyonda gördüğü içi boşaltılmış içeriği canlı bir şekilde izleyen kalabalık cadde trafiğini tamamen bloke ediyor. Böyle bir kalabalık tabii ki yankesicilere ve tacizcilere büyük fırsatlar sunan, kazanç odaklı hayatı benimsemiş bir çılgınlığın ürünü.
Hemen yanıbaşlarında bir çevik kuvvet güruhu daha duruyor, protesto olması halinde müdahale etmek için. Galatasaray Meydanı’nda protestoculara müdahale olabilir fakat yankesici ya da tacizci elini kolunu sallayarak kaybolup gider.
Protestolar
16 Nisan Cumartesi günü en az dört organize protesto vardı İstiklal Caddesi’nde. Genelde hepsinin talebi siyasiydi. Şahsen merak ediyorum, hangi medeni demokratik bir ülkede protestolar bu kadar gözardı edilebilir, bu kadar yoğun tepki olduğu halde kulaklar tıkanabilir?
Belki de protestoları bastırmaktansa bir mekanın kimliğinin üzerine bindirme yaparak, istila ederek yeni algılar yaratıp tepkinin sesini azmış gibi göstermek, tepkisel yığını azınlığa indirgemek de Türk politik kültürünün bir taktiğidir. Tahrir meydanına bakıp “bir avuç protestocu” diyen Mübarek kadar demokratik bir görüşün geleneğinden gelen, kazançların insanlık onurunun üstüne çıktığı ulu bir duruşun devamıdır.

LAGOM

İsveççe’de bir kelime vardır, lagom. Dünyada yalnızca iki dilde bu kelimenin karşılığı bulunur, diğeri de Türkçe. Anlamı “kararınca” demek. Yani ne eksik, ne de fazla. Bir nevi dilin, kültür içindeki dengeyi betimlemesidir. İsveç kültüründe lagom’un sahip olduğu değer oldukça fazladır, bu algıyı yaşamın her alanına dahil ederler ve aşırılaşmadan yaşarlar. İnsanların bireylere, görüşlere, mekana saygısını gösterir bu kelime.

Türkçe’de ise “kararınca” kelimesinin karşılığını yaşamın içine dahil etmemek için insanlar elinden geldiğini yapıyor gibi görünüyor. İstiklal’de görünen kaos da aslında bu karmaşanın devamı. Bütün tarafların yoğun bir şekilde diğer tarafları iterek dışarı çıkarmaya çalışması caddeden geçen herkesin kulaklarına ve şahsi alanlarına tecavüz ediyor.

Lagom ve Kararınca kelimelerinin var olduğu iki kültür bu kelimeleri zaman içinde kullanımda nerelere getirdiğine bakmak için İstiklal ve Gamla Stan’da bir defa cadde boyunca yürümek yeterli olacaktır. Hangi kültürün kelimeyi muhafaza ettiği ve hangisinin bütünü oluşturan öğelerden yalnızca birinin ya da bir kısmının diğerleri üzerinde baskınlığına izin verdiğini görebilirsiniz. Barışçıl bir atmosferde var olabilmek için gerekli olan şahsi sınırların mesafesini korumak adına büyük bir gereklilik olan “lagom/kararınca” algısı, huzurun temelidir…

Gürkan Özturan
17.04.2011
Istanbul

This entry was posted in Evaluation, Sweden, Turkey. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s