Dijital Kıyımın Yeni Araçları

Korsan Parti’den Gürkan Özturan, Türkiye’nin, ‘yasadışı’ içeriğin gerçek zamanlı olarak takibe alınması için NetClean şirketinden alınan engelleme programlarının arka planını agos.com.tr için yazdı.

(orjinali AGOS’ta)

 

Dijital haklar kapsamında oldukça sorunlu bir karneye sahip olan Türkiye için gözetim ve sansür mekanizmaları yeterince boğucu değilmiş gibi şimdi de ifade özgürlüğü ve haber alma hakkının karşısına yeni engeller yükseltiliyor. Korsan politikacılar Türkiye’ye bakıp neredeyse gıpta edecekler; bunca zamanlık korsanlarız devlet eliyle korsanlığı görmemiştik diyerek. Hürriyetleri kısıtlayıcı birçok meselede olduğu gibi, sunulan mazeret yine değişmedi; çocukların korunması.

Hatırlanacağı üzere son zamanlarda “yasadışı” içeriğin gerçek zamanlı olarak takibe alınması ve anında müdahale ile içeriğe erişimin engellenmesi için NetClean adlı şirketten üç farklı program alınacağı duyulmuştu. Bu programlar kişilerin bilgisayarlarında var olan içeriği tarama, kurulmuş yerel ağlara sızarak takip etme ve son olarak da URL bazlı olarak hedefteki içeriği barındıran siteye erişimi engelleme üzerine kurulu olduğu belirtiliyor. “İstenmeyen içeriğin 5 saniye içinde silinmesini sağlayacak” şeklinde bahsedilen İsveç kökenli NetClean firmasının sahibi Christian Berg ile bir görüşme gerçekleştirdim. Kendisi iş yaşamını çocuk istismarıyla mücadeleye adadığını söylemekle birlikte Türkiye’de var olan dijital haklar sorunlarından haberdar olmadığını belirtiyor.

Yıllardır küresel çocuk tacizi vakaları raporları ve istatistiklerinin en üst sıralarında yer alan Türkiye’nin çocuklara dair politikaları konusundaki sorunlu yaklaşımı dünya çapında tepki topluyordu. Avrupa’daki çocuk pornosu erişiminin yüzde 67’sinin kaynağı olan Türkiye’de çocuk politikalarının yalnızca dijital ortamda “iyileştirilmesi” ise şüphe uyandırıcı.

Heryerde pedofili olarak bilinen fakat ülkemizde adı “çocuk gelin” olarak üzerine düzenlemesi bile bulunan sistemli çocuk istismarının bütün evliliklerin üçte biri olmasından, asgari ücret belirlenirken çocuk işçilerin ücret tarifelerinin belirlenmesi gibi çocuk emeğinin sömürülmesine kadar birçok alanda çocukların korunmasında ilerleme kaydedilmeyen Türkiye’de, her nedense konu internet ortamında çocuk tacizinin engellenmesi olunca dünyanın en etkili gözetim ve içerik engelleme programları satın alınıyor. Fiziksel ortamda çocuk tecavüzlerinin ve cinayetlerinin önüne geçilememesini örtbas etme çabası olarak mı görmeliyiz acaba bu yaklaşımı?

Yasadışı içerikle başa çıkmak için her türlü gelişmiş donanım geliştiren firmaların başında geliyor NetClean, ve İsveç, Yeni Zelanda gibi ülkelerde de kullanılıyor. Fakat büyük bir sorun var ki, o da İsveç gibi bir ülkedeki yasadışılık kavramı ile Türkiye’deki yasadışılığın büyük oranda farklılık göstermesi. 5651 internet düzenlemesi kanunu gibi sansür yasalarına sahip olmayan İsveç için bile oldukça sorunlu bir program olan NetClean’in kullanımına karşı İsveç Korsan Partisi de bir kampanya başlattı.

Berg’in belirttiğine göre programın kullanımı yalnızca NetClean’in belirlediği etik değerler dikkate alınarak gerçekleştirilebilir ve Interpol harici bir içeriğin listeye eklenmesi ancak şirketin onayına bağlı, ve habersiz kötüye kullanımı tespit etmek için rastgele kontroller gerçekleştirilecekmiş. Fakat, küresel çapta bir gözetim sorunu mevcut ve de Türkiye bunun bir parçası olurken, bu aşamada kar amacı güden bir şirketin iyi niyetine güvenmek ne kadar tekin olabilir?

Öte yandan bizler NetClean’le yapılan görüşmelere ve muhtemel satın almaya odaklanmışken, acaba her zaman olduğu gibi perdenin arkasında devam eden başka bir mesele daha mı var diye düşünüyordum. Bu düşüncelerle meşgul olduğum sırada Procera Networks adlı şirketle yapılan bir anlaşmaya dair haberler çıkmaya başladı. Daha önce bir sosyal medya mecrasının tümden kapatılması gibi anayasa, uluslararası hukuk ve insan haklarını ihlal eden bir uygulamadan sabıkalı Türkiye için bu yazılımı satın almak ve bunun amacı olarak da kişiler arasındaki özel görüşmelerin/yazışmaların takip edilmesini, bireylerin hangi içerikleri aradığı ve görüntülediğinin bir kaydının tutulması, yeterince gelişmiş bir fişleme uygulamasının kuruluşu demektir.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TIB) bu konuya dair internet servis sağlayıcılara gönderdiğini kabul ettiği gizli bir yazışma ortaya çıkmıştı. Bu yazışmanın içeriğine dair en çok dikkat çekecek olanın belki de bu hukuk ihlallerinin suçunun İSS’lere yüklenmesidir. Zira, TIB emrivaki yaparak sorumluluğun İSS’ler tarafından alınmasını öngörüyor ve uluslararası hukuka dair oluşabilecek sorunlarda kendisini güvence altına almış oluyor.

Peki neden bir devlet kurumu bireylerin mahremiyetinin tanınmamasının verdiği boşluktan yararlanarak kişisel hak ve hürriyetleri sistemli bir şekilde ihlal etmek ister? Sürekli olarak bir iç mihrak bulma saplantısından kurtulamamanın sonu tabii ki fişlemelerin artması ve “güçlü birey = güçlü toplum” düsturunun bir türlü anlaşılamaması demek bu. Bir zamanlar fişlemelere karşı en çok ses çıkaran kitle tarafından yapılıyor hem de bunlar. Özel hayatın sonu anlamına gelecek olan bu uygulamada kişilerin sesli, görüntülü ve yazılı iletişiminin her türlüsü izlenerek kayıt altında tutulacak, aynı zamanda anlık müdahalelerde bulunulabilecek.

Tabii bu alanda her ne kadar Türkiye’nin de imzasının bulunduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde haklarımız olsa bile, henüz Türkiye’nin anonimlik hakkını tanımamış olmasının bir etkisi bulunuyor. Bu uluslararası anlaşmalara aykırı olarak çıkarılan yasaların uygulaması, yöneticilerin hukuk-tanımaz bir vaziyette Türkiye’de faaliyet gösteren dünya çapında işleyen firmalar üzerinde baskı kurma çalışmaları maalesef en fazla ülke olarak imaj zedelenmesinden öte bir şeye yaramıyor. Fakat bir gün Sansür’Olimpiyatları düzenlenirse, birçok baskıcı devletle birlikte altın madalya yarışında ön sıralarda yer alacağımız kesin gibi.

Geçtiğimiz aylarda yürütülen Uluslararası Yazarlar Örgütü PEN’in başlattığı “Gözetime karşı imza” kampanyasına katılan dünyaca ünlü yazarlar ve hürriyet örgütlerinin küresel çapta düzenlediği “Gözetime karşı küresel direniş günü” gibi eylemlerin hedefinde olan bu tür programlara dair Türkiye’de henüz yeterli bir kamuoyu ve bilinç oluşmuş değildi, fakat kurulmaya çalışılan gözetim ve sansür düzeneklerinin bir neticesi olarak yakın zamanda burada da kişisel mahremiyetini önemseyen, sürekli bir dijital gözaltı halinde kalmak istemeyen, attığı her adımda izlenmekten hoşlanmayan insanlar tepkilerini gösterecektir.

Son olarak, birey hak ve hürriyetlerine dair tarihe kazınmış, Benjamin Franklin’in sözlerinden biriyle bitirmek istiyorum: “Güvenlik uğruna hürriyetinden fedakarlıkta bulunanlar ikisine de layık değillerdir.” Bu söz 1700lerde yeni kıtanın yeni devletindeki bireyler için ne kadar geçerliyse, günümüz internet nettaşları için de aynı oranda geçerlidir.

This entry was posted in agos, AKP, Censorship, Digital, Social Media, Surveillance State, Turkey and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s