Çevrimdışı Cumhurbaşkanı

(Orjinali AGOS’ta)

 

Cumhurbaşkanı adayları vaatlerini “yeni yaşam çağrısı”, “vizyon belgesi” ve “seçim bildirgesi” isimleri ile yayınladı ve gördük ki, kim seçilirse seçilsin bizi “offline” bir cumhurbaşkanı bekliyor. Söylemlerden ve vaatlerden anladığımız bu; üç aday için de, İnternet özgürlüklerinin ve kampanyalarını yürüttükleri sosyal ağlardaki ifade özgürlüklerinin önemi yok gibi görünüyor! Hoş daha önce, yine sansürle boğuştuğumuz bir dönemde Abdullah Gül buradan izleyebileceğiniz ABD’deki konuşmasında Türkiye’de sansürün olmadığını söylemişti. Sansür yok muydu, vardı. Peki şimdi? Daha fazla var! Bir zamanlar yasaklı kitap listeleri sayfa sayfa artarken, bugün yasaklı internet siteleri listeleri, internet ortamında kelime bazlı engellemeler çok daha kapsamlı bir sansüre tabi oluyor. Türkiye, sansür ve gözetim yatırımları anlamında dünyaya ilk kez ayak uydurdu. Dijital gözetim ve sansüre belki de daha önce tenezzül edip yeterince yatırım yapılmıyordu; fakat bugün her ikisi için de dünya çapında kötü üne sahip şirketlerle anlaşmalar yapılabiliyor. Tam da toplumsal ve ekonomik ilişkilerin İnternetle iç içe geçtiği bu dönemde…

Takip ettiğimiz kadarıyla adaylardan sadece biri mitinglerinde dijital haklara dair konuştu: “Biz klavyelerin üzerindeki baskıları kaldırdık”. Ne ironiktir ki bunu söyleyen aday, İnternet özgürlüklerini kısıtlamak için harıl harıl çalışan bir partinin genel başkanı, ‘twitter mwitter’ gibi sosyal ağlardan pek hoşlanmayan Erdoğan’dı. Sosyal medya mecralarını “çirkin teknoloji, ahlaksızlık kaynağı” olarak itham eden Erdoğan için kendisinin sosyal medyayı şahsen kullanımıyla ilgili olarak “bunlara ayıracak zamanım yok” yanıtını vermesi, biraz da bu alanda devlet düzeyindeki yakın çevresinden başlamak üzere, eğilimin ne olacağını gösteriyor. İhsanoğlu ise, bazı ekşi sözlük yazarlarıyla buluşmasından sonra şöyle bir tweet yazdı: ”İnternet özgürlüğü, yaşadığımız bilgi çağının en temel özgürlüklerindendir”. Kendisinin, yeni/sosyal medya mecralarını kullandığını gördüğümüz İhsanoğlu, bu konuda çok nitelikli bir değerlendirme yapmasa ve derinlemesine bir yorumda bulunmasa da muğlak bir yaklaşımla konuyu temel özgürlükler kapsamında gördüğünü göstermiştir. Fakat unutulmamalıdır ki halihazırda var olan cumhurbaşkanı Gül de özellikle Mısır gibi ülkelerde internet yasaklarının artışına binaen dijital hakların önemine dair tweetler atarken, sonrasında yeni sansür yasası ve kapsamlı gözetime olanak sağlayan yeni MİT yasasını adeta “jet hızıyla” onaylamıştı. Yani İhsanoğlu için de internete dair özgürlükçü söylemlerde bulunup sosyal medyayı kullanma hamlesi, bu konuda yeterli özeni gösterdiğini tam olarak açık etmemekle birlikte içinde bir tedirginlik de barındırıyor.

Türkiye’de “öteki” grupların ve oluşumların birçoğu, sansürden ve dijital gözetimden çok çekmiştir ve artan düzeyde çekmektedir. İşte bu öteki grupların da temsilcisi olduğunu söyleyen ve bunu gösteren Demirtaş, katıldığı 6 ağustos tarihli CNN Türk’teki programda “internetten film indirdiğini” söyledi. Bildiğiniz üzere, ‘youtube’un kapalı olduğu dönemde Erdoğan siteye girebildiğini söylemiş, siz de girin demişti. Mesele bu değildi, biz zaten giriyorduk ve herhalde cevabını hiç bilemeyeceğimiz “acaba Erdoğan youtube’de ne izliyor?” sorusunu düşünüyorduk. Öte yandan bu samimi televizyon programı sürerken, aynı saatler civarında İhsanoğlu twitter’dan bir düşüncesini daha yayınladı: ”Bilgisayar programı, uygulama yazılımları ve endüstriyel tasarım gibi konular siyasetten daha önemlidir”. Eğer İhsanoğlu bu düşüncesinde samimiyse, geleceğin politik ortamını çok net bir şekilde tahayyül etmiş demektir. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, aktif kullanım ve konuya dair değerlendirmeleriyle ortaya çıkacak bir samimiyet olacak bu.

Tabandan talep gelmezse..

Demirtaş’ın “yeni yaşam” çağrısında H.David Thoreau’dan ilham alınan “En iyi hükümet en az hükmedendir” cümlesini gördüğümüzde, birkaç madde sonrasında konunun İnternet özgürlüklerine ve hükümetin yurttaşlarına “İnternetle birlikte hükmetmesi” meselesine geleceğini düşündük ama olmadı. Dijital hakların ehemmiyeti henüz yeterince ön plana çıkmamışken, bununla birlikte yüzlerce, binlerce başka mesele ve özellikle de kimlik siyaseti bu kadar baskınlığını korurken, henüz internet hürriyetinin yaygınlaşması ve özgürlükçü politikanın bir parçası olması belki de bu seçimde zaten olamayacaktı. Toplum tabanından daha gür bir sesle ifade özgürlüğü ve fişlemelere karşı tavır olmadığı sürece de belki de adaylardan kapsamlı bir yaklaşım ummak, ana akım basın kuruluşlarının bu konuyu gündeme getirmesini beklemek boşunaydı.

Son olarak dijital kültür bakımından adayların sosyal medyayı kullanımında takip ve karşılıklı iletişim eğilimlerine bakılacak olursa, adaylardan Erdoğan’ın hiç kimseyi takip etmediği ve kimseye yanıt yazmadığı ön plana çıkıyor. Çatı aday İhsanoğlu’nun ise siyasi partilerin liderlerini, hukuki ve siyasi kurumsal hesapları, uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini ve eşini takip ettiği, ayrıca zaman zaman takipçileriyle iletişime girdiği görülüyor. Son olarak Demirtaş’ın uzun süredir şahsen twitter kullanıcısı olduğunu göz önünde bulundurarak bine yakın kişiyi takip etmesi hiç de şaşırtıcı değil. Aynı zamanda takip ettiği kişilerle iletişim halinde olan Demirtaş, henüz dijital haklar konusunda yeterince söylemde bulunmasa da en sıkı kullanıcı denebilir. Bunu “DM’den yürümesi” ve internet kültürünün jargonunu yer yer kullanmasıyla da kanıtlamıştı.

İyi niyetli bir düşünceyle toparlamaya çalışırsak eğer, 2015 genel seçimlerinde partilerin yukarıdan belirlediği adaylar değil de konusunda uzman olan “bireyler” milletvekilliği adaylığı için yarışırsa ve seçmen de partiye değil bu vekillere oy verirse, hayatımızda önemli yer tutan ve tutacak olan konularda politika geliştirebilecek temsilcileri buluruz. Hiyerarşik sosyal ve toplumsal yapıların / ilişkilerin çözüldüğü ve yatay düzlemde ağ temelli hareketlerin arttığı bu zamanlarda neden mecliste dijital okuryazarlığı olan vekiller ve dijital hakları savunacak çevrimiçi bir “İnternet özgürlüğü” vekili olmasın?

Afedersiniz çevrimdışı olacağına…

 

 

(Şevket Uyanık ile birlikte yazılmıştır)

This entry was posted in agos, Censorship, Digital, media freedom, Social Media, Surveillance State, Turkey and tagged , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s