Dijital Gettolarda Mahalle Baskısı

(Orjinali AGOS’ta)

Hızlı ve yüksek kalitede iletişim, yaşamlarımıza yenilikler katmaya devam ediyor. Lakin yeniliklerin bir kısmını değerlendirirken kullanıcıların ve toplumların dönüşümlerine de değinmek gerek. İletişim çağının kazanımlarından belki de en alenisi olan bireyselleşmenin toplumsal yansımaları gettolaşmayla birlikte yürüyor. Türkiye’de ‘dijital’ ve ‘politika’ kelimelerinin yan yana gelmeye başladığı geçtiğimiz on yıldan bugüne bakıldığında muhtemelen en öne çıkan kavramlardan biri dijital gettolar ve buna ek olarak dijital gettolarda mahalle baskısı olacaktır.

Yakın zamana kadar internet ve iletişimin yaygınlaşmasıyla yaşanacağını düşündüğümüz ‘dijital aydınlanma ve hoşgörü’ rüyasından uyanıyoruz sanırım. Benzer ilgi alanlarına sahip kişilerin kolaylıkla birbirlerini bulabildiği, tanıştığı ve yaşamsal ilerlemenin sağlandığı bir ortamdan sıyrılan;  adım adım kendinden olmayanlara karşı ortak nefretin birleştiği, gettolaşma ortamına sürüklenen bir dijital kültür peydah oldu. Sosyal medya mecralarının kullanımının katlanarak arttığı son bir yılda dijital kıyım ve dijital linç girişimlerinin yanı sıra bireylerin yürüttüğü bu kendini soyutlama hali dijital gettoları oluşturuyor.

Kendi gündeminin peşinde

Gündemlerin kişiselleştiği bir devirde, ülkenin ücra bir köşesindeki zincirleme kazadansa, kişi kendi geçeceği yolun trafik durumunu daha çok önemsiyor. Kendi gündemini takip ettiği olgusunun bir açıdan gayet anlaşılır; ancak kişiselleşen çevrede kamusallık hissinin gettolaşma gibi tehlikeli bir olguyu da gün yüzüne çıkarabilir. Bu durumu bir trafik haberinden siyasi gündeme dönüştürürsek durumun vehameti daha da ortaya çıkıyor.  Tıpkı sadece kendi kullandığı yoldaki trafik durumunu en üst düzeyde önemseyen kişi gibi, yalnızca kendi görüşünün ya da partisinin haberlerini almayı tercih eden milyonlarca insanla yan yana yaşıyoruz. Gerçekliği kendi algısı üzerinden yaşayan kişiler, yalnızca kendi görüşlerini tasdik edecek gazeteler, haberler, kaynaklar, ve sosyal medya kullanıcılarını takip ediyor.

Basında ve gündelik yaşamda çoğulculuğun sesi alabildiğine kısılmışken, bir arada farklı görüşleri fikirler duymanın yegane mecrası sosyal medya olarak görünse de, kullanıcılar genelde yalnızca kendi fikirlerinin yansımasını duymak istiyor, takip ettikleri kişileri özenle seçiyor ve mümkün olduğunca karşıt görüşlü kişilerle iletişimden sakınıyor. Kendisini takip eden farklı görüşten biri olduğunda gururla hemen engellediğinden bahseden ‘getto sakinleri’, tahammülsüzlüklerini yepyeni bir boyuta taşıyorlar.

Aynı ilgiler değil de aynı nefretler üzerinden örgütlenen getto kullanıcıları, “şu partiyi destekleyenler beni silsin”, “bu olaya katılanlar beni listesinden çıkarsın” şeklinde mesajlarını sıklıkla paylaşıyor; kendi görüşleri dışındaki herhangi bir görüşü duymaya dahi tenezzül etmiyor. Baskın olmak kaygısıyla ortaya çıkan bu saplantının aşılması ancak çoğulcu fikirleri kabullenmekle olacaktır. Kendi fikirlerinin gelişimi için bile “diğer” görüşlere ihtiyacı olduğunun farkında olmayan getto sakinleri hangi görüş, akım ya da taraftan gelirseler gelsinler, dijital kurtarılmış bölgelerinde kendi mahalleleri içinde ‘ötekine’ karşı sırasıyla tahammülsüzlük, önyargı, kin, nefret ve linç eylemlerine girişiyorlar.

Kendisinden başka hiçbir sesi duymayan bir dijital kitle oluştuğunda, bu kitleden başka bir kitlenin olmadığı algısı ortaya çıkar. Bu nedenle birçok kullanıcı özellikle herhangi bir seçimin ardından “şu parti nasıl kazanır anlamıyorum” ya da “bu parti kaybetmesine rağmen nasıl yine de bu kadar oy alır anlamıyorum” gibi serzenişlerde bulunuyorlar. Karşısında durduğu fikri tümden reddeden, hatta kişisel ilişkileri pahasına dijital iletişimini sonlandıran kişiler için bu görüşler var olmamış “gibi” görünüyor. Bütün gerçekliğiyle tüm kişilerin, kimliklerin, görüşlerin ve eğilimlerin varlığını sürdürdüğü dijital dışı dünyaya döndüğünde şoka uğrayan çoğulculuğa kapalı görüşler, kendi içinde baskıcılığını artırarak kendini tatmin etmeye çalışır.

İnternet erişimi olan her bireyin elinde sınırsız bilgi kaynakları varken, dışarıdan bir dayatma olmaksızın kendi algı mecralarını kısıtlamaya kalkışması belki de gündelik yaşamda uğradığı müdahaleler nedeniyle oluyordur. Basit bir açıklama olarak bireyin, devlet, sistem, mekanizma, ataerkillik, mahalle vs. şeklinde açıklanabilecek herhangi bir örgütlü unsur tarafından baskı altında tutulması öne sürülebilir. Fakat biraz daha derinde bir inceleme yapılırsa kendisini gerçekleştirememiş bir etki-tepki meselesinden çok, bilinçli bir tercih olarak tahammülsüzlüğü seçmiş, farklı sesleri düşman bellemiş bir kültür görmek mümkün. Bunun temeline inildiğinde kültürel olarak kamusallık hissinden arınmış bir bencilliğe yönelmiş, çok seslilik karşıtı eğilimlerin yaygınlığı karşımıza çıkıyor.

Dijital atmosferde çoğulculuğa karşı çıkılması bir yandan da geçtiğimiz yüzyılın baskıcı yönetimlerinde yaşananları hatırlatıyor. Sistemli tahammülsüzlük politikasının bir yansıması olarak algı yönetimi araçlarıyla “kandırılmış” bireylerden bahsedilirken, bugün tamamen kişisel tercihlerle kendinden olmayana karşı çevrimiçi duvarlar ören milyonlar, geçen yüzyıla göre çok daha vahim bir tablo sergiliyor. Eserlerinde baskıcılık ve otoriter eğilimleri irdeleyip eleştiren politik teorisyen Hannah Arendt’in dediği gibi “insan değil, insanlar yaşar bu gezegende; dünyanın kanunu zaten çoğulculuk.”

This entry was posted in agos, Digital, media freedom, Social Media, Turkey and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s